3 Nisan 2012 Salı

ve kapattığın hangi pencerenin, giriş kapısını yerle bir edeceğini bilemezmişsin...

27 Mart 2012 Salı

Bir varmış, bir yokmuş...Var iken yok olanların dünyasıymış...Bu dünya ki, var olduğunu sandığımı şekliyle kalasıymış...

Adına drama dedikleri ve atolye ortamında yapılan, kişisel gelişimi de oldukça destekleyen bir takım faaliyetler varmış. Kahramanımız bu atolyeleri çok severmiş. Bir rivayete göre bu konuda söz sahibi de olmak isteyesiymiş.
Bir gün çocuk gelişimi üzerine ünvanının profesör olduğu bilinen birisi sözü almış.
- "Bence" liseye başlayana kadar çocuklara kesinlikle cep telefonu alınmamalı. Onların gelişimlerini negatif yönde etkilediğini düşünüyorum. Ancak bu benim kanaatim, bu konuda bilimsel çalışan arkadaşlarla oturup konuşmak gerek...
diyesiymiş...

O oturumda kimse bir profesör değil imiş, ancak sınıf düzeni denen bir şeyden az çok anlarlar imiş. Keşke diyesivermişler, sözü alan bu genç yaşta sayılacak profesör arkadaşımız, daha çocuk yaşlardayken bir cep telefonu olasıymış. Kendi gelişmişlik düzeyine baktığımızda, sınıfta, bir hoca var iken cep telefonunu sessiz konuma alması gerketiğini, almadıysa da sınıf ortamında o konuşmayı (üstelik de sesinin gitmeyeceğini zannederek, bir duvar köşesine sıkışıp devekuşu misali) yapmaması gerektiğini böylece çocuk yaşlarında öğrenmiş olasıymış.

O oturumun hocası sorasıymış;
- Sizin dersinizde cep telefonu çalsa ne yapardınız?

Bizim profesörden hiç ses çıkmayasıymış...

Hmmm neymiş, çocuklarımız zamanında neleri öğrenmeleri gerekiyorsa öğrenesiymiş ki, böylece büyüyüp bir gün profesör olduklarında böylesi durumlara düşmeyesiymiş.

Bu hikaye burada bitesiymiş, gelin görün ki bir başka oturumda da aynısının olmayaşını kimse garanti veremesiymiş...

2 Ocak 2012 Pazartesi

Güzel bir karşılaşma...
Bugün bir arkadaşla Filler ve Çimenler filmini konuşuyoruz, az önce filmin künyesini inceliyordum, wikipedia Derviş Zaim'in diğer filmleriyle ilgili de bilgi veriyor. 2010 yapımı, Gölgeler ve Suretler'i görüyorum, son filmi...Hiç adetim olmamasına rağmen kanalları sırasıyla değiştirmeye başlıyorum (gerçek bir zapping), TRT1'e geldiğimde, bitmiş bir filmin jeneriği akıyor, bilgi kısmında Gölgeler ve Suretler yazıyor...Artık kaçırdığımıza üzüleceğimiz zamanlarda yaşamıyoruz. Film kaçmış olmasına rağmen bu karşıalşma beni sevindiriyor. Aylak aylak gezerken gelip beni yeniden bulan bu güzel şeye seviniyorum. Hayatımın tesadüfleri hep böyle olmak durumunda olmalı, bu benim günahım veya sevabım; cennetim veya cehennemim. Her ne ise, yolda yıllardır görmediğim birine rastlamam; aylak dolaşan, havada uçuşan, insan olmayan herşey gelip bulur...Ben de sevinirim... 

1 Ocak 2012 Pazar

Orhan Pamuk, Yeni Hayat kitabını okumuştum yıllar öncesinde, sanırım üniversitenin ilk yıllarıydı ve neredeyse Orhan Pamuk okumak modaydı. Ben de o modaya ayak uydurmuştum. Zorlu geçen bir okumanın sonucundan bugün o kitaptan aklımda kalan satırlar canlanıveriyor aklımda.
"Bendim ey sevgili, ...." diye başlıyordu. "Kendi evinin ışığı yanan penceresine, karanlık sokaktan bir yabancı gibi bakan, bendim" diyor ve daha nicesiyle devam ediyordu. Bir iç hesaplaşmayı dillendiriyordu, bu kelimeler üzerinden.

Hala aklımda kalan bu kısmıyla; geçtiğim karanlık sokaktan, aydınlıkta bir tanışı görüp nasıl bir yabancıya bakar gibi bakarak geçip gittiğimi yaşıyorum kendimce. Kendi evinin ışıkları yanan penceresi gibi, karanlıktan çıkamasam da, fiziksel olarak çıktığım aydınlık yolda kitaptan o cümleler aklıma gelerek sorguluyorum durumu.

"Bu akşamki gibi karşına çıkmam ve bir yabancı gibi bakakaldığın kendi evinin penceresi" alegorileri üzerinden yeni karanlıklar başlıyor.

20 Aralık 2011 Salı

Camın sırrından öteye geçen bakışlarla diyordu ki;

- dinleyip de bunu onunla paylaşmalıyım dediğim şarkılar var...
silmeye kıyamıyorum, o severdi diyorum...

Gerçek o sırlı camın ardında mı kaldı? Bir hapsolmuşluk yada aksine başka bir dünya, sırrın öte tarafı...

Belki de 2 dünya birbirine karışmıştır...